Keşfet
Bu akış otomatik olarak güncellenir
- Bugün
-
Cin Ali'nin Topacı - 3 Cin-Ali-3.pdf
-
Yassıada Broşürü Milli Birlik Komitesi Milli Birlik Komitesi Tarafından Hazırlatılmış Ekim 1960 Tarihli Yassıada Broşürü, Özel Zarfı İçinde "Yassıada'ya Götüren Süreç" Hakkında Resimli Broşür, Mahkeme Oturma Planı, Ada İletişim Krokisi vs. Bir Arada Özel Propaganda Neşriyatı 27 Mayıs 1960, Türkiye'de gerçekleşen bir askeri darbedir ve Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Darbe, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk'ün ardından düzenin sarsıldığı ilk büyük olaydır. Çok Partili ve açık sayım sonrası kurulan Adnan Menderes Hükümeti, 27 Mayıs darbesi ile son bulmuştur. Darbenin arkasındaki en önemli aktörler Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subaydır. Darbe, Türkiye'deki hükümeti devirerek siyasi iktidarı ele geçirmiş ve askeri bir yönetim olan Milli Birlik Komitesi (MBK) iktidarı ele almıştır. MBK, ülkenin yönetimine geçici bir süreliğine el koymuş ve siyasi partileri, sendikaları ve bazı sivil kuruluşları kapatmıştır. Darbenin en önemli sonuçlarından biri, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes dahil olmak üzere bazı siyasi liderlerin tutuklanması ve yargılanması olmuştur. Adnan Menderes, 17 Eylül 1961 tarihinde idam edilmiştir. Siyasi Tarih Yassıada Broşürü Milli Birlik Komitesi.pdf
-
- yassıada
- milli birlik komitesi
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Türk Sineması Kronolojisi 1895-1966 Fellini, 20.yy’ın sinema çağı olacağını öngörmüştü… Evlerin başköşesine yerleşen televizyona, yeni medya ve sosyal ağlarda yaşanan ciddi gelişimlere rağmen sinemanın büyüsünü kaybetmeyeceği açıktır. 1970’lerde iletişim ve enformasyon teknolojilerindeki gelişmeler, ‘teknolojik devrim’den söz ettirecek düzeydeydi. Türk Sineması Kronolojisi 1895-1966.pdf
- Geçen hafta
-
Aleksey G. Sokolov - Sinema ve Televizyonda Görüntü Kurgusu - Agora Kitaplığı Aleksey_G_Sokolov_Sinema_ve_Televizyonda_Görüntü_Kurgusu_Agora_Kitaplığı.pdf
- Daha önce
-
Spinoza - Ethica - Alfa Yayınları Felsefe tarihinin şüphesiz en tartışmalı eserlerinden biri olan ve ilk defa özgün dilinden çevrilerek Türkçeye kazandırılan Ethica, daha gençliğinde bağlı olduğu Yahudi cemaatinden aforoz edilen, eserleri yasaklanan, yaşamını bin bir zorlukla kazanmak zorunda kalan çetin bir insanın; kendisine geometriyi kalkan yapıp klasik ve skolastik felsefe terimlerinin içeriğini yeni bir bakış açısıyla doldu. Spinoza Ethica Alfa Yayınları.pdf
-
Maksim Gorki - Ayaktakımı Arasında Rusya’da on dokuzuncu yüzyıl sonlarında patlak veren ekonomik kriz binlerce işçi ve köylüyü yaşamlarını sürdürecek imkânlardan yoksun bırakmıştı. Gorki’nin krizin vahim sonuçlarının hâlâ hissedildiği bir dönemde yazdığı Ayaktakımı Arasında, hem sosyal hem de manevi açıdan dibe vurmuş insanları konu edindiği yenilikçi oyunlarından biridir. Maksim Gorki - Ayaktakimi Arasinda.pdf
-
- maksim gorki
- ayaktakımı arasında
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Yakarış Issız harabeler, kutlu mezarlar, sessiz duvarlar! tanık gösterdiğim. Yalvardığım sizlersiniz. Evet, anlayışsız bir adamın· bakışları, gizli bir korku ile, üzerinizde duramazken, ben sizin seyrinize dalmakta, derin duyguların, yüksek düşüncelerin çekiciliğini buluyorum. Size danışmasını bilene, öyle faydalı dersler, öyle acıklı yahut derin düşünceler veriyorsunuz ki! Bütün dünya, baştanbaşa köleleşmiş bir halde, zalimlerin önünde ağız açamazken, onların nefret ettiği hakikatleri haykıran siz/erdiniz. Kıralların cesedini, son kölenin cesedin'den ayırdetmiyerek, EŞ/TL/K'in kutlu dogma'sına hak verensiz/erdiniz. Hürriyet perisi, kendisinin münzevi sevdalısı olan bana, sizin surlarınız içinde; beyinsiz bayağının tasavvur ettiği gibi elinde kamalar ve meşalelerle değil, ebediyetin kapılarında, fanilerin yaptıklarmı tartmak için, iki elinde kutlu teraziler tutan adaletin azametli manzarasiyle göründü. Volney - Harabeler__8ш82Жб.pdf
-
#Erzurumlu İbrahim Hakkı #Mârifetnâme #Bedir Yayınevi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin, ölümsüz ilmi bilim kitabı olan mârifetnâme, on senelik bir çalışma yapılarak siz değerli okuyucularımız için gün yüzüne çıkıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı - Mârifetnâme - Bedir Yayınevi.pdf
-
- erzurumlu i̇brahim hakkı
- i̇brahim hakkı
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Milliyet Çocuk - Çizgi Klasikler - Sayı 044 - Guliver'in Yolculukları
belgeport, bir konu yayınladı. ÇİZGİ ROMAN
Milliyet Çocuk - Çizgi Klasikler - Sayı 044 - Guliver'in Yolculukları Jonathan Swift - Gulliver'in Yolculukları Milliyet_Çocuk_Çizgi_Klasikler_Sayı_044_Guliver'in_Yolculukları.pdf-
- jonathan swift
- gulliverin yolculukları
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Dostoyevski kalabalık bir toplantıda yaptığı konuşma ve okuduğu şiir nedeniyle Rus Çarı tarafından hapse mahkum edilir ve Sibirya’ya sürülür. Hapis yıllarını “Ölüler Evinden Anılar” isimli kitabında toplar. Yazar, buradaki hayatından önce halkı, insanları tanıdığını düşündüğünü, ama yanıldığını hapis yıllarında anladığını belirtir. Dostoyevski, ‘kara halk’ olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra, insanları çözümlemeye ve iç dünyalarının derinliklerine inmeye başlar. Sürgünde Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar. Köpeği takibe alır ve yanından geçen her mahkumun onu tekmelediğini gözlemler. İlginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. Köpeğin her yanından geçen her mahkum köpeği tekmelemekte ve köpek buna bir tepki vermemektedir. Dostoyevski de, bir gün köpeğe yaklaşır ve onun başını okşamaya başlar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar. Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz. Köpeğin tekme atanlardan kaçacağı yerde başını okşayan Dostoyevski’den kaçmasının bir psikolojik açıklaması vardır elbet! Kötülüğü hayat şartı kabul etmiş canlıların sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı görünce çok büyük şaşkınlık yaşamaları ve afallamalarıdır bu... Ruhu köleleştirilmiş bu köpek sevgiye açtır ve bu durum insanlar için de geçerlidir... Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder... Dostoyevski Ölü Evinden Anılar kitabından
-
Broadsheet (Türkçe: geniş sayfa), gazete endüstrisinde kullanılan 29½ - 23½ inç (74.9 cm × 59.7 cm) veya (84.1 cm - 59.4 cm) boyutlarında büyük bir gazete formatıdır. İlk kez 1618 yılında Hollanda'da Courante uyt Italien, Duytslandt, &c. gazetesinde kullanılan broadsheet formatı, daha çok politik makalelere uzun yer verebilmek için siyasi gazeteler tarafından kullanıldı. Dünyanın birçok ülkesinde aynı ölçülere yakın olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Daha çok medya liderliğine soyunan gazeteler tarafından tercih edilmektedir.
-
Son zamanlarda okuyup çok sevdiğim 5 kitap 📚 • Alfred Adler, İnsan Tabiatını Tanıma • Seray Şahiner, Hanımların Dikkatine • Anton Çehov, Korkulu Gece • Pascal Mercier, Lizbon’a Gece Treni • Damon Galgut, Vaat
-
#Edhem Eldem - #Doğu ile Batı Arasında #Osmanlı Kenti - #İş Bankası Yayınları Doğu İle Batı Arasında Fark Var Kitap Açıklaması Cumhurbaşkanından sokaktaki adama, şirket sahibinden seyyar satıcısına, gökdelende oturanından köyde yaşayanına, ülkemizde yaşayan herkesin kafasını şu soru kurcalıyor: Acaba biz nereliyiz? Batılı mı, yoksa Doğulu mı? Türkiye, doğudan bakınca Batılı, batıdan bakınca da Doğulu gibi görünüyor. Edhem Eldem - Doğu ile Batı Arasında Osmanlı Kenti - İş Bankası Yayınları.pdf
-
- edhem eldem
- doğu ile batı arasında
-
(ve 2 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
#Daniel Goffman - #Doğu İle Batı Arasında “Osmanlı kenti” diye bir olgudan söz etmek mümkün müydü? #Osmanlı tarihi alanının üç değerli ismi, #Edhem Eldem, #Daniel Goffmann ve #Bruce Masters’ın peşine düştükleri bu soru elinizdeki kitabın yola çıkış noktasını oluşturuyor. Daniel Goffman - Doğu İle Batı Arasında.pdf
-
NancyDog topluluğa katıldı
-
Aristoteles - Atinalıların Devleti - İş Bankası Yayınları Ünlü Yunan filozofu Aristoteles'n yök olduu sanlan "Atinalıların Devleti" adlı yazısı, Mısır'dan, Londra'daki British Museum'a getirilmiş olan bir papirus elyazmasının ortaya çkartılmasyla 1891 yılı şubat ayında yeniden tanındı. Elyazmasının ilk okuyucusu ve ortaya çıkarıcısı F. G. Kenyon'dur. Aristoteles'n eseri, ön yüzü sa'nn doumundan sonraki 78-79 yılıyla ilgili hesaplarla dolu dört papirusun arka yüzüne yazlmıştır. Aristoteles Atinalıların Devleti İş Bankası Yayınları.pdf
-
- aristoteles
- atinalıların devleti
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Eserin Künyesi Bestecisi ve güfte şâiri: Giriftzen Âsım Bey Makâmı: Uşşak makâmı Usûlü: Curcuna usûlü Formu: Şarkı formu Sözleri Cânâ rakîbi handân edersin Ben bî-nevâyı giryân edersin Bîgânelerle ünsiyet etme Bana cihanı zindân edersin Akıtma çeşmim gel mest-i nâzım Âfâk-ı eşki ummân edersin Süzme kerem kıl çeşm-i siyâhın Zirâ ki havfım berkaam edersin Birinci Kıtanın Cumhuriyet Türkçesi Karşılığı Notası
-
Çıkış kapısına doğru itiş kakış ilerleyen yolcu selinin içinde telaş etmeyen bir o vardı. Elinde yol çantası, biletini görevliye vermek için sırasını bekledi. Yaş tülünün altında başı dimdikti. Brüksel'den trene saat altıda binmişti. Hava karanlıktı. Buz gibi bir yağmur yağıyordu. Üçüncü mevki sırılsıklamdı. Çamur içindeki yerler ıslak, cıvık bir buğuyla kaplı bölmeler ıslak, içinden dışından sular sızan camlar ıslaktı. Islak giysili insanlar uyukluyordu. Saat sekizde Hasselt'e gelince trenin de, garın da elektrikleri sönmüştü. Bekleme salonlarında şemsiyelerden yol yol ıslak ipek kokan sular akıyor, sobaların başında yolcular kestiriyorlardı. Çoğu, Edmee gibi, karalar giymişti: Bu bir rastlantı mıydı? Yoksa, kendisi tepeden tırnağa karalar içindeydi, yastaydı ondan mı tuhafına gidiyordu herkesin koyu renk giymiş olması? Georges Simenon - Kanaldaki Ev.pdf
-
- georges simenon
- kanaldaki ev
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Yarın Sayı 44 Nisan 1985 Türkiye Adalet Akademisi Dergisi 41. Sayı. Yarın Sayı 44 Nisan 1985.pdf
-
- yarın
- yarın dergisi
-
(ve 3 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Halide Edip Adıvar - Sinekli Bakkal Adıvar’ın bugüne kadar defalarca basılmış, milyonlarca okur tarafından okunmuş ve güncelliğini hiç yitirmemiş romanı Sinekli Bakkal, Türk romanı içerisinde özel bir yere sahip. "Roman," dendiğinde aklımıza gelen ilk kitaplardan biri olan bu yapıtı Selim İleri’nin yazdığı sonsöz eşliğinde sunuyoruz. Defalarca basılmış, kuşaklardan kuşaklara ulaşabilmiş Sinekli Bakkal, II. Halide Edip Adıvar Sinekli Bakkal Can Yayınları.pdf
-
- halide edip adıvar
- sinekli bakkal
-
(ve 1 daha fazla)
Konudaki etiketler:
-
Şeker, yüzyıllardan beri insanların önemli gıda maddelerinden birisi olmuş ve 18. yüzyılın sonuna kadar sadece şeker kamışından üretilmiştir. Şeker kelimesinin etimolojik kökenine baktığımızda karşımıza iki kaynak çıkar; biri Farsça diğeri Sanskritçe. Bizim dilimize Farsça “şakar” kelimesinden geçse de M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren Hindistan’dan dünyaya yayılması kelimenin aslının Sanskritçe “sarkara” olduğunu düşündürür. Tarih sahnesinde ortaya çıkışını net bir şekilde bilemesek de yazılı belgeler M.Ö. 510 yılını işaret eder. Bu tarihlerde Hindistan’a sefer yapan Pers İmparatoru Darius, İndus Nehri boyunca şeker kamışı yetiştirildiğini ve halkın bu şekeri gıdaları tatlandırmak için kullandıklarını görür. Bunun üzerine o tarihe kadar gıdalarını bal ile tatlandıran Pers halkı şeker kamışına “arı olmadan bal üreten kamış” adını verir. Benzer bir adlandırmayı bu tarihten 200 yıl sonra Asya’nın batı kısımlarını fetheden Büyük İskender kullanır. “Kutsal kamış” adını verdiği şeker kamışını beraberinde götürerek Akdeniz ülkelerine ve Afrika’nın doğu kıyılarına tanıtır. Tüm dünyaya yayılmasında büyük rol oynayan olay ise Marco Polo’nun dünya turu olur. Orta Çağ’da tedavi edici özelliği sebebiyle eczanelerde satılan şekerin tıp serüveni bildiğimiz kadarıyla Yunanlı hekim Simeon Seth’le başlıyor. Yaklaşık 1075 yılında şekerin ilaç olduğunu yazmış, Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’un saray doktoru Synesios ise yüksek ateşe çare olarak gül şekeri önermiştir. O dönemlerde mide hastalıkları, göğüs şikâyetleri, kuru öksürük başta olmak üzere pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan şeker veba salgınının olduğu dönemde de tedavinin bir parçası oldu. Sadece zenginlerin ulaşabildiği bu gıda 11. yüzyılda bugünkü değerinin yaklaşık yüz katına alıcı buluyordu. Zamanla zenginlik ve gösteriş nesnesine dönerek şeker heykelcikleri şeklinde karşımıza çıkar. Önemli davetlerde, gösteri ve törenlerde yemeğin sonunda ikram edilmesinin yanı sıra bu şeker biblolarının kuş, gemi, kale gibi şekillerde karşımıza çıkması onu bir sanat dalı hâline getirdiklerini gösterir. Geliri bu denli yüksek olan şekerin kaderi elbet daha çok elde edilmeye çalışılması olacaktır. Burada devreye İspanya ve Portekiz girer. 15. yüzyılda bu iki ülke şeker kamışı yetiştirebilecekleri yeni yerler keşfetmeye başlar. Buradaki keşiflerin çoğu çiftçiler tarafından gerçekleştirildi ve Brezilya, Meksika, Küba ve Batı Hint Adaları’nda şeker kamışı tarımına başlanıldı. Bu dönemde yerli halkın tamamı kamış tarımı amacıyla çalıştırılıyordu. Amerika’nın keşfinden 28 yıl sonra 1520 yılına baktığımızdaysa bir ada olan St. Thomas’ta altmıştan fazla fabrika kurulduğunu görürüz. Bu tarihten yirmi yıl sonra Brezilya’da bulunan Santa Catarina Adası’nda fabrika sayısı 800’ü, Surinam’da ise 2 bini bulur. Tüm bu gelişmeler şeker üretimi için gerekli olan mekanizmalara talebi de artırır. Şeker pancarı tarımı ve şeker pancarından şeker üretimi ise 19. yüzyılda başlamıştır. Bu noktada devreye Avrupa girer. İkliminden dolayı şeker kamışı yetiştirilememesi İngiltere’yi durdurmaz. Kolonilerini kurdukları Amerika’ya, Afrika’dan köleler getirerek tarlalarda çalıştırırlar. Bu noktada şeker, kölelik sisteminin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerindendir diyebiliriz. Bu dönemde insanlar, oldukça büyük kazanç sağlayan şekere “beyaz altın” adını takarak şeker kamışı tarlası olanlara altın tarlası var gözüyle bakmıştır. 1750 yılına gelindiğindeyse İngiltere, 120 şeker rafine fabrikasıyla yılda 30 bin ton şeker üretir. 18. yüzyılın sonlarında şeker üretimi tamamen makineleşmeye başladı. Tüm bu süreç içinde insanlar şeker pancarının da şeker kaynağı olduğunu bilinmiyor, yalnızca gıda ve hayvan yemi olarak yetiştiriliyordu. İlk kez şeker kaynağı olarak tanımlanması ise 1747 yılında Alman kimyacı Andreas Margraf’ın pancarı analiz ederken kristalleşen ve son derece tatlı olan maddeyi bulmasıyla oldu. Avrupa’nın da iklimine uygun olan pancar hızla şeker kamışının yerini aldı ve 1880’lerde şekerin hammaddesi durumuna geldi. Yıllardır şeker ihtiyacının büyük kısmını pancardan sağlayan İngiltere ise hâlâ dünyanın en büyük pancar şekeri üreticilerindendir.
-
Popüler Katkıda Bulunanlar
Bu hafta kimse itibar kazanmadı.
-
Bugünün Doğum Günleri
Bugün kutlayan kullanıcı yok -
Yaklaşan Etkinlikler
Yaklaşan etkinlik bulunamadı -
Sınavlar
-
Sınav İstatistikleri
-
En Çok Çözülen
Bu hafta hiçbir şey çözülmedi.
-
Kimler çevrimiçi (Tam listeye bak)
- Şu anda çevrimiçi kayıtlı kullanıcı yok
