<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title/><link>https://belgeport.net/blogs/blog/yazilarim-2/</link><description/><language>en</language><item><title>Re&#x15F;at Nuri G&#xFC;ntekin - Ac&#x131;mak</title><link>https://belgeport.net/blogs/entry/resat-nuri-guntekin-acimak-10/</link><description><![CDATA[<p style="text-align: center;">
	<a class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image" href="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_11/reast-nuri-guntekin-acimak.JPG.eb71ea8f7529cfbbdaf862dc91ea3f23.JPG" data-fileid="639" data-fileext="JPG" rel=""><img alt="Reşat Nuri Güntekin - Acımak" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="639" data-ratio="100.00" data-unique="wqy6p9ruq" style="width: 180px; height: auto;" width="750" data-src="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_11/reast-nuri-guntekin-acimak.thumb.JPG.ad2bf10af6eafd2ce3587586b8d97318.JPG" src="https://belgeport.net/applications/core/interface/js/spacer.png"></a>
</p>

<p>
	<strong>Tür: </strong>Roman
</p>

<p>
	<strong>Yazar: </strong>Reşat Nuri Güntekin
</p>

<p>
	<strong>Yayınlanma Tarihi: </strong>1928
</p>

<p>
	<strong>Yayınevi:</strong> İnkılap Kitabevi
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	<span style="font-size:18px;"><strong>Karakterler</strong></span>
</p>

<p>
	<strong>Zehra:</strong> Yaptığı mesleği fazlası ile seven ancak acıma duygusunu yitirmiş biridir. Genellikle insanlara karşı ön yargılı bir tavrı bardır. Ancak idealist bir öğretmendir.
</p>

<p>
	<strong>Mürşit Efendi:</strong> Zehra’nın babasıdır. Duygusal ve temiz kalpli bir insandır. Aynı zamanda çalışkan, sözüne sadık, yalandan uzak duran ve saf bir insandır.
</p>

<p>
	<strong>Meveddet Hanım:</strong> Zehra’nın annesidir. Genç ve güzel bir kadındır. Dediklerinin mutlaka yapılmasını istemekte ve hemen her şeyden memnun kalmayan bir karakteri vardır.
</p>

<p>
	<strong>Makbule Hanım:</strong> Meveddet Hanım’ın annesi, Zehra’nın da anneannesidir. Kendini her zaman iyi biri olarak göstermektedir ancak kurnaz ve menfaatçidir.
</p>

<p>
	<strong>Feriha:</strong> Zehra’nın ablasıdır. Son derece süslü ve eğlenceyi seven bir karakteri vardır.
</p>

<p>
	<strong>Tevfik Hayri Bey:</strong> Zehra’nın iyiliğini isteyen yöneticidir.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	<span style="font-size: 18px;"><b>Konusu</b></span>
</p>

<p>
	Roman küçük yaşta yaşadığı kötü olaylar sebebi ile acıma duygusunu yitirmiş bir öğretmenin, babasının ölümü ardından sonra onun hatıra defterini okumasına ve geçmişteki gerçekleri öğrenmesini konu edinmektedir.
</p>

<p>
	Zehra okulda başöğretmendir. Tüm görevlerini yerine getirmekte ve her zaman sorumluluklarının bilincindedir. Ancak geçmişte yaşadığı farklı kötü olaylar nedeni ile acıma duygusunun ne olduğunu bilmeyen, merhametsiz bir yapısı vardır. Hiçbir yanlışı affetmemektedir. Öğrencilerinin yaptığı en ufak hataya bile büyük tepkiler göstermekte ve onlara cezalar vermektedir. Yine öğrencileri arasında maddi durumu iyi olmayanları, üstü başı düzgün olmayanları derse almamaktaydı. Her ne kadar bu tavırları müdür tarafından uyarılsa da Zehra bu davranışlarından vazgeçmemiştir. Bölgenin vekili olan Şerif Bey, okulu ziyarete geldiğinde Zehra’ya babasının durumunun hiç iyi olmadığını ve onun İstanbul’a giderek babasını görmesi gerektiğini söyler. Fakat Zehra babası olmadığını söyler ve yanlarından ayrılır.
</p>

<p>
	Tevfik Bey, Zehra’nın babasının ölüm döşeğinde olmasına rağmen bu kadar acımasız ve umursamaz olmasına çok şaşırmaktadır. Ona göre sebep ne olursa olsun bu durumdayken yaşanmış tüm kötülüklerin unutulması gerekmektedir. Ancak yine de Zehra’nın üzerine gitmez. Daha sonra Zehra fikrini değiştir ve İstanbul’a gider. Yolculuk boyunca başından geçenleri düşünür. Zehra, teyzesinin başına gelenler yüzünden erkeklere düşman olmuştur. Zehra’dan 4 yaş büyük olan ablası ise hiçbir zaman kendi yaşıtları ile oynamamış her zaman diğer büyük kızlara özenmiştir. Aynı zamanda annesini örnek aldığı için her zaman fazlası ile süslenmektedir. Babası ise içkiye ve diğer her türlü şeye para bulurken kızına bir çift çorap dahi almamaktadır. Mürşit Efendi, Feriha’nın dışarı çıkmasını yasaklamıştır. Feriha ise 14 yaşına geldiğinde verem hastalığından ölmüştür. Mürşit Efendi’ye kızının cenazesi gösterilmez ve ölümünden o sorumlu tutulur.
</p>

<p>
	Zehra ablasının ölümünden belirli bir süre sonra babası tarafından Marabet Mektebi’ne yazdırılmıştır. Kızının ise bu mekteplerde kimse ile görüşmemesini tembihlemektedir. Zehra henüz okuldayken uzun süredir hastalıklar ile boğuşan annesi ölür. Aynı zamanda anneannesine inme iner ve uzun yıllar hastane köşelerinde sürünür. Babası ise hapse girer. Zehra tüm bunların yaşandığı 5 yıl boyunca başını kitaplardan kaldırmamış ve çevresindeki hiç kimse ile konuşmayan bir yapıya bürünmüştür. Kalbi tüm iyi şeylere kapanmıştır.
</p>

<p>
	Zehra bir okul gezisinde babası ile istemese de karşılaşır. Babasının saçı ve sakalı birbirine karışmıştır, elbiseleri parçalanmış ve yamalıdır. Bu durumu görünce Zehra arkadaşlarına rezil olmaktan korkar ve babasını tanımıyormuş gibi davranır. Okul bitince Anadolu’da bir kasabaya gider. Kendisini tamamı ile mesleğine adar. Tüm bunları düşünürken yolculuk biter. Zehra kendisine verilen adrese gider. Ancak geç kaldığını babasının bir gün önce vefat ettiğini öğrenir. Babasına ait bir sandık ona teslim edilir. Zehra önce sandığı açmak istemese de sonra açar. İçerisinde bir defter gözüne çarpmıştır. Defter babasının hatıra defteridir. İşe bu defteri okumaya başladığında tüm gerçekleri öğrenecektir.
</p>

<p>
	 
</p>

<p style="text-align: center;">
	<span style="font-size:18px;"><strong>Açıklaması</strong></span>
</p>

<p>
	Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit’in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor.
</p>

<p>
	Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor.
</p>

<p>
	Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra’yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">10</guid><pubDate>Wed, 26 Nov 2025 11:23:04 +0000</pubDate></item><item><title>KAYSER&#x130;DE POL&#x130;S KAYITLARINA GE&#xC7;M&#x130;&#x15E; B&#x130;R OLAY... &#x1F602;&#x1F602;&#x1F602;</title><link>https://belgeport.net/blogs/entry/kayseride-polis-kayitlarina-gecmis-bir-olay-9/</link><description><![CDATA[<p style="background-color:#ffffff; color:#353c41; font-size:15px; text-align:start">
	Hırsızın biri, bir evinçatısına çıkar ve anten kablosunu keser.
</p>

<p style="background-color:#ffffff; color:#353c41; font-size:15px; text-align:start">
	Evin reisi tam televizyona dalmışken yayın kesilince, televizyonunu biraz kurcalar, görüntü gelmeyince de;<br>
	"Bozuldu herhalde" diyerek uyumaya geçer.<br>
	Ertesi gün adam işe gittikten sonra hırsız kapıyı çalıp adamın karısına;<br>
	"Yenge, beni abi gönderdi, televizyon bozuk, alın da bir bakın dedi" der.<br>
	Saf kadıncağız nereden bilsin, televizyonu verir tabiki...<br>
	Adam işden eve döndüğünde televizyonu yerinde göremeyince, meraklanıp sorar eşine. Kadın durumu anlatınca da şok olur adeta.<br>
	Şaşkına dönen çift, nasıl böyle bir oyuna geldiklerine inanamazlar bir türlü...<br>
	Aradan birkaç gün geçer...<br>
	Aynı çift, balkonda çay keyfi yapmaktadır. Caddeden geçerken sırıta sırıta balkona bakan delikanlıyı gören kadın, heyecanla yerinden fırlar;<br>
	"İşte ordaa, televizyonu çalan hırsız buu" diye bağırmaya başlar.<br>
	Adam telaşla yerinden fırlar ve hırsızın peşine düşer. Pijamalarıyla ve yalınayak o caddeden bu caddeye koşturur durur...<br>
	Beş dakika sonra kapı çalar. Kadın kapıyı açtığında düzgün kıyafetli bir adam önce kendini tanıtır;<br>
	"Ben polis memuru Yaşar. Beyiniz az önce yakaladığı bir hırsızı emniyete teslim etti. Fakat pantolonunu ve cüzdanını evde unutmuş, onları almaya geldim."<br>
	Kadın çok sevinir bu duruma ve bir çırpıda koşar getirir pantolonu ve cüzdanı.<br>
	Aradan 15 dakika geçer ve adam koşmaktan bitkin düşmüş bir halde eve döner.<br>
	Kadının keyfi yerindedir ama... Adam içeri adımını atar atmaz boynuna sarılır:<br>
	"Helal olsun sana bey, bu yaşında nasıl da yakaladın o genç adamı, bravo sana."<br>
	Adeta burnundan soluyan adamın şaka kaldıracak hali yoktur:<br>
	"Dalgamı geçiyorsun benimle hanım, ne yakalaması? Tazı gibi koşuyo şerefsiz. Don, gömlek rezil etti beni yedi mahalleye."<br>
	Bir anda tüm neşesi kaçar kadının. Kısık bir sesle:<br>
	"Eee? O zaman o polis niye öyle dedi?" diye sorar.<br>
	"Hangi polis?"<br>
	"Pantolonunla cüzdanını almaya gelen polis."<br>
	"Neee? Yoksa onlarıda mı verdin?"
</p>

<p style="background-color:#ffffff; color:#353c41; font-size:15px; text-align:start">
	 
</p>

<p><a href="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_11/1762800791279.jpg.fd377670c4d322c511dd36f08eb7d32c.jpg" class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image"><img data-fileid="628" src="https://belgeport.net/applications/core/interface/js/spacer.png" data-src="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_11/1762800791279.thumb.jpg.5b124512852b12a10a72bab26722abdb.jpg" data-ratio="100" width="750" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" alt="1762800791279.jpg"></a></p>]]></description><guid isPermaLink="false">9</guid><pubDate>Fri, 21 Nov 2025 11:05:48 +0000</pubDate></item><item><title>Postane - Charles Bukowski</title><link>https://belgeport.net/blogs/entry/postane-charles-bukowski-7/</link><description><![CDATA[
<p>
	<a class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image ipsAttachLink_left" href="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_10/qi3ejpc.jpg.58cd1b34f7d5449aa9e7b2cd598d0bf5.jpg" style="float: left;" data-fileid="336" data-fileext="jpg" rel=""><img alt="Postane - Charles Bukowski" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="336" data-ratio="144.60" data-unique="4pr07z34b" style="width: 139px; height: auto;" width="519" data-src="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_10/qi3ejpc.thumb.jpg.cc69e50ce0244799622a40b081ca93f5.jpg" src="https://belgeport.net/applications/core/interface/js/spacer.png"></a>Postane, Bukowski’nin ilk romanı. Yaşamının önemli bir parçasını oluşturan postacılık günlerini, o günlerde çektiği acıları, zorlukları, bürokrasiyle ve anlayışsız yöneticilerle boğuşmalarını ve tabii posta alıcıları ile maceralarını anlattığı romanı...<br>
	<br>
	Postane, yayınlanması ile birlikte Amerikan edebiyat çevrelerinde de büyük ilgi görmüş ve “çığır açan bir eser” olarak nitelendirilmiş. Amerika’daki bu başarı kısa zamanda tüm dünyaya yansımış ve Postane, bir anda 15 dile çevrilmiş.<br>
	<br>
	Bukowski, kısa kısa bölümlerden oluşturduğu ve bol diyalogla kurduğu bu romanında Hemingway ve Fante ile kıyaslanıp onlar kadar başarılı ve özgün bulunmuş. Bukowski, Postane’deki anlatımı ile ilgili olarak; “Fazla dağılmayan, okuru, söylemek istediğim şeyi söyleyeceğim ana kadar uyanık tutmaya yarayan canlı bir anlatım istiyordum” diyor.<br>
	<br>
	Yaşam öyküsünü yazan Howard Sounes şöyle yazıyor; “Bukowski’nin bir başka büyük başarısı da eserlerini son derece ikna edici tarzda yazmasıdır. Örneğin mektup dağıtırken çektiği sıkıntıları öyle bir anlatır ki, okurlar da sevmedikleri ama çalışmak zorunda oldukları işleri hatırlayıverir.” Eserleri hakkında geniş bir inceleme yapan Russel Harrison’da Bukowski’yi şöyle değerlendirmiş; “Hiçbir çağdaş Amerikan yazarı yazacağı esere Bukowski kadar yoğun ve geniş bir biçimde hazırlanmamıştır. Aslında Bukowski’nin en büyük başarısı, özellikle Postane’de gördüğümüz gibi, işi çok iyi tasvir etmesinde yatmaktadır.”<br>
	<br>
	Postane, iyi, rahat anlatımı ve konusunun ilginçliği yanında taşıdığı mizah unsurlarıyla da dikkati çeker. Kahramanı Henry Chinaski’yi ve onun başından geçenleri neredeyse okuyucuya kahkaha attırcak kadar tatlı bir dille ama eleştiri oklarını eksiltmeden anlatır.
</p>

<p>
	Duyarsızlaşmış her toplumda efendiler ve köleler hala var. Efendiler efendi olduklarının farkındayken, köleler köle olduklarının farkında değil. Bukowski, özellikle şiirlerinde bunun farkında olduğunu ortaya koymuş bir yazardır bana göre. Gören insanın trajedisi ortadaki çukurdan çıkmak isterken bizzat çukurdakiler tarafından çukura çekilmesiyle başlar.
</p>
<p>
<a class="ipsAttachLink" href="https://belgeport.net/applications/core/interface/file/attachment.php?id=337&amp;key=897fbe969d42ac3b6d3366c260f749de" data-fileext="pdf" data-fileid="337" data-filekey="897fbe969d42ac3b6d3366c260f749de" rel="">Charles Bukowski - Postane.pdf</a> 
<a class="ipsAttachLink" href="https://belgeport.net/applications/core/interface/file/attachment.php?id=338&amp;key=c9465ea2824a182d3483b4c02b0541f9" data-fileext="epub" data-fileid="338" data-filekey="c9465ea2824a182d3483b4c02b0541f9" rel="">Charles Bukowski - Postane.epub</a></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">7</guid><pubDate>Thu, 02 Oct 2025 22:10:56 +0000</pubDate></item><item><title>Yakut Dili S&#xF6;zl&#xFC;&#x11F;&#xFC;</title><link>https://belgeport.net/blogs/entry/yakut-dili-sozlugu-5/</link><description><![CDATA[<p>
	Denizci Paşamız Cihat Yaycı, Atatürk'ün okuduğu ve notlar aldığı Yakut Dili Sözlüğünü 1920 lerde nereden aldı, nasıl okudu vs diye şaşkınlıkla anlattı ve gündem oldu ya, ben de merak ettim sözlüğü ve biraz bilgi topladım.
</p>

<p>
	Merak edenler vardır diye paylaşayım dedim.
</p>

<p>
	 Yakutistan'a sürgün giden Leh asıllı Rus Türkolog  Edouard Pekarskiy nin 30 yılda derlediği 4 ciltlik bir ansiklopedik sözlüktür.
</p>

<p>
	Atatürk'ün Rusça bilen kim varsa parça parça dağıtarak Türkçeye 8 ayda hızlı çevirisini yaptırttığı ama 1937 de TDK nın yeniden daha dikkatli bir tercüme ile çevirerek 1945 de yayınladığı bir sözlüktür. Paşamız klasik dil sözlüğü zannediyor ama çok kapsamlı ansiklopedik bir sözlük esasen. 
</p>

<p>
	"Yakut Dili Sözlüğünde destan, masal, halk hikâyesi, efsane, mitoloji, folklor, etnografya, inançlar ve bunlarda geçen şahıslar, ilâhlar, dağ, ırmak, göl, orman, köy, mevki, mahalle, oba, insan adları, hattâ lâkaplara dek ayrıntılar, bilgiler ve belgeler verilmiştir. 
</p>

<p>
	Sözlük bu bakımdan ansiklopedik ve kuşatıcı bir özellik arzetmekte, dünyada eşi ve benzeri bulunmamaktadır. Osmanlıların “teşbihte hata olmaz, hatasız teşbih olmaz” hikmetli sözünü dikkate alarak söylersek Pekarskiy, Kaşgarlı Mahmud’un yaptığı işi 19. asrın sonunda, 20. asrın başında başarmıştır." diyor bir yorumda.
</p>

<p>
	Atatürk dil ve tarih alanında derin inceleme ve araştırmaları esnasında, ogüne kadar yayınlanmış hangi klasik eser varsa hepsini kitapçılardan yurt dışından temin etmiş, hatta döneminin önemli dil ve tarih bilim adamlarını davet etmiş, kurultaylar toplamış ve başlattığı bu eşşiz çalışmalar devam ettirilir umudu ile Dil ve Tarih Kurumunu kurmuştur. 
</p>

<p>
	Okuduğu kitaplar ve esasen  sözlüklerin listesini de Agop Dilaçar şöyle anlatmıştır.
</p>

<p>
	"Atatürk sözlüklere çok önem verirdi. Bunlar arasında V.W. Radloff’un 4 ciltlik “Türk Lehçeleri Sözlüğü” (1888-1911) ile E. Pekarskiy’nin yine 4 ciltlik “Yakut Türkçesi Sözlüğü” (1907-1928) başta gelen eserlerdi. 
</p>

<p>
	Atatürk Yakut Sözlüğüne sık sık bakar ve baktırır, bu lehçedeki ke
</p>

<p><a href="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_06/FB_IMG_1748901888685.jpg.f693b11203e763b8e97618232f97ac7b.jpg" class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image"><img data-fileid="274" src="https://belgeport.net/applications/core/interface/js/spacer.png" data-src="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_06/FB_IMG_1748901888685.jpg.f693b11203e763b8e97618232f97ac7b.jpg" data-ratio="131.47" width="483" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" alt="FB_IMG_1748901888685.jpg"></a></p>]]></description><guid isPermaLink="false">5</guid><pubDate>Mon, 02 Jun 2025 22:04:35 +0000</pubDate></item><item><title>Aziz Nesin, "Bir S&#xFC;rg&#xFC;n&#xFC;n An&#x131;lar&#x131;" - Bursa Hikayesi</title><link>https://belgeport.net/blogs/entry/aziz-nesin-bir-surgunun-anilari-bursa-hikayesi-4/</link><description><![CDATA[<p>
	Aziz Nesin 1948 yılında Bursa'ya sürgüne gönderilir...<br>
	"...Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.<br>
	-“İngilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?<br>
	-İş çıkmaz! dedi.<br>
	-Neden?<br>
	-Şimdi herkes İngilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “İngilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı…<br>
	Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. İngilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak.<br>
	O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.<br>
	Güldüm.<br>
	-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.<br>
	Dediğini yaptık.<br>
	Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.<br>
	Önce bir baba geldi.<br>
	-Kuran dersi verir misin? dedi.<br>
	Bu, hiç hesapta yoktu.<br>
	-Veririm… dedim<br>
	Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.<br>
	Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum.<br>
	Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar.<br>
	Çocuklardan birinin babası, bigün, -Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.
</p>

<p>
	Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.<br>
	Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.
</p>

<p>
	-Hastalanmışlardır, diyor.<br>
	-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.
</p>

<p>
	Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.
</p>

<p>
	Öğrencilerimden birinin babasına,
</p>

<p>
	-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.<br>
	-Hafız Aziz! Demiş.<br>
	-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…<br>
	Ne olduğumuzu anlatmışlar.<br>
	Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.<br>
	-Ah kardeşim ah, dedi, İstanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik<br>
	Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?"
</p>

<p>
	- Aziz Nesin, "Bir Sürgünün Anıları", Nesin Yayıncılık
</p>

<p><a href="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_05/FB_IMG_1748268621063.jpg.73055a396c293f0d0b239133f92b1e33.jpg" class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image"><img data-fileid="265" src="https://belgeport.net/applications/core/interface/js/spacer.png" data-src="https://belgeport.net/uploads/monthly_2025_05/FB_IMG_1748268621063.thumb.jpg.1a1c912e5cf618cc6fd56bb5bf7593d0.jpg" data-ratio="143.4" width="523" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" alt="FB_IMG_1748268621063.jpg"></a></p>]]></description><guid isPermaLink="false">4</guid><pubDate>Mon, 26 May 2025 14:11:37 +0000</pubDate></item></channel></rss>
